Karar Metni
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 13.12.2010 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.10.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davacılar vekili, müvekkillerine ait 318 parsel sayılı taşınmazın genel yola çıkışının bulunmadığını, köy halkı ile birlikte yaklaşık 50 yıldır davalı …’ye ait 331 No’lu parselden geçerek ana yola ulaştıklarını, ancak davalının artık geçmelerine izin vermediğini belirterek, uygun bir bedel karşılığında, davalıya ait taşınmaz üzerinde müvekkillerine ait taşınmaz lehine geçit hakkı kurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, davacıların müvekkiline ait 331 No’lu parsel ile dava dışı …’e ait 332 No’lu parselden yaya olarak geçmekte iken, yaklaşık bir yıl önce kendilerinden habersiz şekilde taşınmazların sınırına briket bir duvar örerek araç yolu olarak kullanmaya başladıklarını, bunun üzerine müdahalenin men’i istemiyle açtıkları davanın kabulüne karar verildiğini; davacıların geçit istediği kısmın müvekkiline ait taşınmazı ikiye böldüğünü, başka alternatif güzergahların bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalılar, davaya cevap vermemiş; duruşmalara da katılmamışlardır.
Mahkemece, davanın kabulü ile davacılara ait 318 No’lu parsel lehine, 30.05.2013 tarihli fen bilirkişi raporunda (K), (G), (H) ve (J) harfleriyle gösterilen kısımlarda davalılara ait 331, 277, 276 ve 275 No’lu parseller aleyhine geçit hakkı kurulmasına; geçit bedeli olarak belirlenen 13.975,00TL’nin davacı tarafından, anılan parsel maliklerine tapudaki payları oranında ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, aleyhine geçit kurulan 275 No’lu parsel maliklerinden (dahili davalılar) …, … ve … vekili temyiz etmiştir.
492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddesi gereğince; müdahalenin men’i, tapu iptali ve tescil gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda, gayrimenkulün değeri nazara alınarak harç alınır. Mahkemelerin görev konusunu düzenleyen 1086 sayılı HUMK’nun 1. maddesi gereğince de görev, dava olunan şeyin değerine göre belirtilmiş ise görevli mahkemenin tespitinde, davanın açıldığı gündeki değerin esas tutulması gerekir. Gerek harç gerekse görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu tartışmasızdır.
6100 sayılı HMK’nın 4. maddesinde sulh hukuk mahkemelerinin görevi belirlenmiş; 1086 sayılı HUMK’nın 8. maddesinin 1. fıkrasındaki mamelek hukukundan kaynaklanan değer ve miktara ilişkin hükümler 4. maddede yer almamıştır. Ne var ki, 6100 sayılı HMK’nın geçici 1. maddesi hükmüne göre, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda, kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri uygulanmaz. Eldeki dava da, 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce açıldığından mahkemenin görevli olup olmadığı 1086 sayılı HUMK’ya göre değerlendirilmelidir.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; davanın 13.12.2010 tarihinde açıldığı, mahallinde yapılan keşif sonrası düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre geçit bedelinin 13.975,00TL olarak belirlendiği anlaşılmakla mahkemece, dava tarihi itibariyle sulh hukuk mahkemelerinin görev sınırının 7.230,00TL olduğu ve miktar itibariyle davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği göz önüne alınarak görevsizlik karar verilmesi gerekirken, işin esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş; hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de, geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunlu olup, somut olayda ise aleyhine geçit kurulan 331 No’lu parselde 20/73 payı bulunan …ile 275 No’lu parselde 43/109 payı bulunan…nun davada taraf olarak yer almadığı anlaşıldığından mahkemece, anılan kayıt maliklerinin davaya katılımının sağlanarak, savunma ve delilleri toplandıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası hakkında karar verilmesi de doğru değildir.
Öte yandan, saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel, taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Bu bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılması da gerekebilir.
Somut olayda ise mahkemece keşfen belirlenen geçit bedeli davacı tarafa hükümden önce depo ettirilmeden karar verilmesi doğru değildir. Bu durumda fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi uyarınca, yapılan keşif tarihi üzerinden uzun bir süre geçtiği de göz önüne alınarak güncel değerin belirlenmesi için mahallinde uzman bilirkişiler eşliğinde yeniden keşif yapılarak, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın iadesine, 25.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.