Karar Metni
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1192 Esas, 2024/1545 Karar
HÜKÜM : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/243 E., 2021/200 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili şirketin, Sakarya’da özel bir göz hastanesi olarak faaliyet gösterdiğini, davalının reklam yasağına rağmen yazılı basında, televizyon kanallarında ve internette yayınlanan sayısız reklamları ile rekabeti bozarak kazanç elde ettiğini, davalının “Alo Katarakt” adı altındaki hukuka aykırı reklamlarını gazetelere tam sayfa reklamla gerçekleştirdiğini, Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 60. maddesine göre özel hastanelerin haksız rekabet teşkil edecek şekilde hasta temin etmeye yönelik her türlü reklam faaliyetlerinin yasaklandığını, Optisyenlik Müesseseleri Hakkındaki Yönetmeliğin 24. maddesine göre insanları yanıltıcı, yanlış yönlendirici veya optisyenlik müesseseleri arasında haksız rekabete yol açacak şekilde, yazılı basın, televizyon, radyo veya diğer yayın araçları ile tanıtım ve reklam yapılamayacağını, … Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkındaki Yönetmeliğinin 5/3 hükmüne göre … tıbbi ürünlerin intenet dahil halka açık yayın yapılan her fürlü medya ve iletişim ortamında program, film, dizi film, haber ve benzeri yollarla doğrudan veya dolaylı olarak topluma tanıtımının yapılamayacağını, davalının reklamlarının bilgilendirme amacından uzak, tamamen talep yaratmaya yönelik olduğunu, söz konusu reklamlarla ilgili olarak Reklam Kurulu’nca davalıya ceza verildiğini, Türk Tabipler Birliğinin müracaatı sonrasında, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının 01.11.2013 tarihli kararında; ”Katarakt Ameliyatı ve Muayenesinde Fark Ücreti Yok” iddiasıyla yayınlanan reklamların gerçek dışı olduğunun tespit edilerek davalı şirketin yayınlattığı reklamların tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, Sağlık Bakanlığının 15.08.2013 tarih ve 2013/15 sayılı Genelgesi ile dava konusu reklamların durdurulması ve halka açık alanlarda bulunan ilanların ve tanıtıma yönelik tabelaların kaldırılması için ilgililerin uyarılmasına karar verildiğini, Danıştay kararlarına göre özel hastanelerin reklam yasağına riayet etmemesi nedeniyle Reklam Kurulu’nca verilen idari para cezalarının hukuka uygun bulunduğunu, dava konusu reklamları yayınlatan, Dünya Göz Hastanesi yetkili temsilcisinin … Gazetesine verdiği 25.08.2013 tarihli röportajında “Yurtdışından 5-6 milyon dolarlık malzemeyi ücretsiz olarak aldıklarını” beyan ettiğini, yurt dışından hibe olarak davalı şirkete aktarılan tutarın, yasa dışı reklamların finansmanı için kullanıldığını, davalının reklamlarında dava dışı … A.Ş. ünvanlı firmanın göz içi mercek denilen ürünlerinin de pazarlandığını, reklamlarda, ”FDA Onaylı … Mercek” ifadesinin kullanıldığını, dava dışı … A.Ş.’nin davalı şirkete sağladığı 6.000.000,00 USD hibe ile söz konusu yasa dışı reklamları finanse ettiğinin düşünüldüğünü, davalının, ürünlerini haksız surette pazarlamak ve mevzuatta yer alan pek çok düzenlemeyi ihlal ederek dava dışı … A.Ş. ile ortak hareket ettiğini, katarakt ameliyatlarında kullanılan en iyi ürün kendisine aitmiş gibi tanıtım yapan davalının müşterinin karar verme özgürlüğünü saldırgan satış yöntemleri ile engellediğini, davalının reklamlarda vaad ettiği hususların aldatıcı, yanlış ve yanıltıcı olduğunu, reklamlarında, katarakt ameliyatlarında SGK’lı hastalardan fark ücreti alınmayacağını vaad ettiğini, ancak pratikte söz konusu reklamlara kanarak davalıya müracaat eden hastalardan, tetkik ücreti, doktor ücreti, optik tomografi ücreti adı attında pek çok ek ücret tahsil edildiğini, ilanlara inanarak, ücretsiz katarakt ameliyatı olmak amacıyla, davalıya müracaat eden hastaların hayal kırıklığı ile yaşadığını, Şikayetvar.com internet sitesine durumu anlatarak davalı şirketten şikayetçi olan hastaların bulunduğunu, dava konusu reklamların rakip ürünleri kötüleyici ve karalayıcı mahiyette olduğunu, davalının yetkilisinin televizyon ve gazetelere verdiği beyanlarda ”Otobüslerle adam taşınıyor ve katarakt ihtiyacı olmayanlar dahi ameliyat ediliyor, Katarakt ameliyatlarının yüzde sekseni gereksiz yapılıyor” şeklinde açıklamalar yaparak, diğer tüm göz hastanelerini zan altında bıraktığını, müvekkilinin usulsüz katarakt işlemi yapan sağlık kuruluşları arasında olmadığını hastalarına kanıtlamak zorunda kaldığını, davalının, haksız ve gerçek dışı reklam ve haberler ile hasta kitlesini yanıltmayı ve bilinçsiz hastaları kendi tarafına çekmeyi amaçladığını, reklamların içerik itibariyle de yanlış ve yanıltıcı olduğunu, ürünlerini ”FDA” onaylı olarak tanıttığını, FDA’nın, ABD’de yer alan bir tıbbi kuruluş olduğunu, ancak Türkiyede piyasaya sunulan tıbbi ürünlerin, yasal düzenleme gereği, Avrupa Topluluğu işareti olan CE onayına tabi olduğunu, davalının kendi ürünü üstün, diğer hastanelerininkini kalitesiz ürünlermiş gibi gösterdiğini, dava konusu reklamların yayınlanması ile birlikte müvekkilinin katarakt ameliyatları sayısının yarı yarıya azaldığını, davalının ise bu reklamları nedeniyle hasta sayısının arttırarak yasa dışı yollarla kâr elde ettiğini, müvekkilinin bu reklam ve haberler nedeniyle üç ay boyunca kamu oyunu aydınlatma ve bilgilendirme amaçlı çalışmalar yaptığını, yatırımlarını ertelemek zorunda kaldığını, hasta sayısının azalması, bu haberler sonucu bekletilen ve geç yapılan yatırımlar, altı ay boyunca bekletilen hekim kadroları ve hastaları bilgilendirmek için tahsis edilen ekstra personel maliyeti ile birlikte müvekkilinin en az 1.000.000,00 TL maddi zarara ve itibar kaybına uğradığını, yaptığı katarakt ameliyatlarının sorgulanmaya başladığını ileri sürerek davalı şirketin gazete, TV ve internette yayınlanan yasaya aykırı reklamları ve haberlerinin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve men’ine, şimdilik 10.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 18.12.2014 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 250.000,00 TL’ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin ciddi bir maliyet yükü altına girerek, SGK hastalarından 1 yıl süre ile fark ücreti almama yönünde bir proje başlattığını, projenin amacının para kazanmak için gereksiz yere ameliyat edilmek suretiyle insanların mağdur olmasını engellemek olduğunu, söz konusu projenin tanıtımı yapılırken yasa ile davalıya tanınan bilgilendirme hakkından yararlanıldığını, dava konusu ilanların Sağlık Bakanlığının 15.08.2013 tarihli ve Özel Sağlık Kuruluşlarının Bilgilendirme ve Tanıtım Faaliyetleri konulu (2013/15) Genelgesine uygun yapıldığını, müvekkili aleyhine uygulanan idari işlemlere karşı iptal davaları açıldığını, dava dilekçesinde belirtilen bir kısım röportaj alıntılarının herhangi bir reklam içermediğini, röportajların tamamı incelendiğinde görüleceği üzere, insanların bir kısım sağlık kuruluşları tarafından kandırılarak gereksiz yere katarakt ameliyatı oldukları ve büyük mağduriyet yaşandığı, SGK tarafından yapılan ödeme ile katarakt ameliyatlarının yapılmasının çok zor olduğu ve bu sebeple çok sayıda gereksiz katarakt ameliyatı yapılarak para kazanılmaya çalışıldığının ifade edildiğini, … firmasının müvekkili şirkete reklam için 6.000.000,00 USD hibe ettiğine ilişkin iddiaların afaki olduğunu, SGK ile müvekkili arasındaki Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesinin 3.1.3 maddesinin ”Sağlık kurumu kuruluşu muayene, tetkik ve tedavi amacıyla yapılacak her işlem öncesinde hasta veya hasta yakınının yazılı onayı alınarak, kurumca ödenecek ücret dışında kurumca belirlenen ilave ücretleri geçmemek kaydıyla ilave ücret talebinde bulunabilir.” hükmünü içerdiğini, SGK hastalarına gerekli bilgilendirme yapılarak kendilerinden imzalı onay belgesi alındığını, bir başka anlatımla kurum ile yapılan sözleşme ile müvekkili şirketin, kurum hastalarında alınacak ilave ücret için, sadece tetkik ve tedavi amacıyla yapılan işlemler yönünden ilave ücret sınırlaması getirdiğini, hastane tarafından sunulan diğer otelcilik hizmetleri hususunda sözleşmede herhangi sınırlama bulunmadığını, müvekkili şirketin diğer sağlık kuruluşlarının rakip ürünlerini kötüleyici ve karalayıcı mahiyette bir ilanının bulunmadığını, ”Otobüslerle hasta taşınarak, katarakt ameliyatı ihtiyacı olmayan kişilere dahi operasyon yapılıyor.” şeklindeki beyanda bir sağlık kuruluşunun ismi verilerek bu şekilde davrandığına ilişkin bir açıklama bulunmadığını, ancak açıklamadaki hususun gerçek olduğunu, SGK’nın sağlık kuruluşlarına katarakt ameliyatı kotası uygulaması getirdiğini, kullanılan merceklerin FDA onayı içerdiğini, verilen bilginin yanlış olmadığını, davalının hiçbir ilanında, diğer sağlık kuruluşlarının ürünlerin güvensiz, kalitesiz olduğuna dair bir ibare bulunmadığını, davalının tanıtımları ile iddia edilen zarar arasında somut bir illiyet bağı bulunmadığını, maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, haksız rekabetin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalının ”SGK’lı hastaların katarakt ameliyatı ve muayenesinden fark ücreti alınmadığı” şeklindeki ilanlarının gerçeğe aykırı olduğunu ve yanıltıcı unsurlar içerdiğini ispatlayamadığı, SGK’lı hastaların muayenesinden fark ücreti alınmayacağının davalının tanıtımlarında belirtildiği, bu tanıtımların davalı tarafından yalnızca katarakt tedavisine ilişkin olarak yapıldığı, hastanenin diğer tedavi ya da hizmetlerine ilişkin bilgilendirmenin yapılmadığı, davaya konu tanıtım ve beyanların -meydana geldiği zaman dilimi özelinde- mevzuat hükümleri çerçevesinde yasaklanan reklam olarak nitelendirilemeyeceği, davalının somut olay tarihi itibarı ile gündemde gerçekliği tartışılan tedavi yöntemlerine ilişkin tanıtımının, SGK ödeneği dışında kalan ve SGK’lı hastalardan talep edebileceği fark ücretinden bu hastalar lehine feragat ettiğini belirtir bir tanıtım değil de, katarakt ameliyat ve tedavisinde talep edeceği ücreti ya da indirim miktarını belirtir talep yaratıcı bir bilgilendirme içermesi durumunda haksız rekabet oluşturabileceği, zira SGK kapsamı dışında kalan bir çok hastanın bulunduğu, dosyadaki bilgi ve belgelere göre, anılan tarihlerde SGK’nın bu ameliyatlara ilişkin düzenleme yaptığı, 01.08.2013 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Tebliğ’e göre, özel sağlık hizmeti sunan göz doktorlarının günlük bakabilecekleri hasta sayısının sınırlandırıldığı, ayrıca aynı gün katarakt ameliyatı yapan göz doktorunun günlük bakabileceği hasta sayısının daha da az olarak belirleneceği, bu sayıların üzerinde kalan hastalar yönünden SGK’nın ödeme yapmayacağının belirtildiği, bu noktada, davalı adına yapılan beyan ve tanıtımlar söz konusu düzenlemeyle birlikte değerlendirildiğinde, davalının eylemlerinin kamusal yönünün ağır bastığı, davalının başka ücretler adı altında fark ücreti aldığı iddia olunmuş ise de, dosyadaki mevcut bilgi ve belgelere göre, davalı ile SGK arasında düzenlenen ”Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesi” madde 3.1.3.1 hükmü uyarınca hastaların onayı alınarak kurumca ödenecek ücret dışında yine kurumca belirlenen ilave ücretleri geçmemek kaydıyla hastanenin ilave ücret talebinde bulunabileceği hususunun kararlaştırıldığı, bu kapsamda davalının kararlaştırılan sınırlar çerçevesinde bir kısım ücretleri talep edebileceği, hastalardan talep edildiği iddia olunan ek ücretin dosyadaki bilgi ve belgelere göre somutlaştırılamadığı ve bu ücretlerin aslında fark ücreti olduğu hususunun da kanıtlanamadığı, böylelikle davalı tarafından verilen bilgilerin yanlış ve yanıltıcı olmadığı, hastanenin belirli şartlar altında ilave ücret talep edebileceği, her ne kadar Reklam Kurulu tarafından davalı hakkında bir takım idari yaptırımlar uygulanmış ise de; anılan eylemlerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 55, 56 ve devamı maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturmadığı, davalı tarafından yapılan bilgilendirmenin hizmet tanıtımı olduğu, bu noktada reklamdan bahsedilemeyeceği, davalı şirketin beyan edilen eylemlerinin kamusal alanda faaliyet gösteren hastanenin bilgilendirme hakkını kullanmaktan ibaret olduğu, ”Otobüslerle adam taşınıyor ve katarakt ihtiyacı olmayanlar dahi ameliyat ediliyor. Katarakt ameliyatlarının %80’i gereksiz yapılıyor” “merdiven altı katarakta karşı savaş başlattım” vb. ifadelerinin gerçeğe ve hukuka aykırılık teşkil ettiği, diğer tüm göz hastanelerini zan altında bırakıldığı, rakiplerini kötüleyici olduğu ileri sürülmüş ise de anılan röportajlarda herhangi bir sağlık kuruluşu ya da göz hastanesinin adının bulunmadığı, dolaylı olarak da herhangi bir göz hastanesinin hedef gösterilmediği, yapılan/yapılacak tedavi ve ameliyatlarda yalnızca kendilerinin güvenilir olduğu yönünde de beyanın bulunmadığı, dava konusu ifadelerin, gereksiz katarakt ameliyatının olumsuz etkileri konusunda kamuoyunu bilgilendirme ve kamuoyu oluşturma amacıyla sarfedildiği, davacı kurumu hedef almadığı, Anayasa’da öngörülen ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığı, röportajda belirtilen hususların bir takım yayın organlarında da yer aldığı, beyanların, aktörleri nezdinde bilinen ve tartışılan bir gerçeğin kendi bakış açısına göre ifade edilmesi ve yorumlanmasından ibaret olduğu, ürünlerin “FDA” onaylı olduğunun, başkaca bir piyasa aktöründen bahsetmeksizin, sunulan hizmetlerde ve kullanılan ürünlerde var olan -bir nevi “malumu ilam” olarak da nitelendirilebilecek- bir takım mesleki onaylara ilişkin bilgi verme hususunun, diğer sağlık kuruluşlarının ürünlerinin ve hizmetlerinin kötülendiği anlamına gelmeyeceği, her ne kadar ülkemizde piyasaya sunulan tıbbi ürünlerin ”CE” onayına sahip olması gerektiğine ilişkin yasal düzenleme bulunsa da; bu düzenleme ile; ürünlerin sağlaması gerektiği asgari kalite standartlarının belirlendiği, ancak bunun yanında başka onaylara sahip olunamayacağına ilişkin herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, davalı şirketin, gerçek durumun tezahürü şeklinde yapmış olduğu tanıtımlarla ”FDA” onaylı olmayan ürünleri kötülediğinin söylenemeyeceği ve bu noktada saldırgan bir satış yönteminden bahsedilemeyeceği, davacı açısından matufiyet unsurunun da oluşmadığı, davacının kendisine yönelen bir beyan, eylem ya da kötüleme unsuru bulunmadığı, davalının hangi eyleminin davacıda ne tür bir zarara yol açtığı hususunun somutlaştırılamadığı, tarafların ticari defterlerine göre, davalının eylemleri ile davacının talebi arasında illiyet bağı kurulamadığı, her ne kadar davacının 2013 senesindeki kârının bir önceki seneye oranla düştüğü tespit edilmiş ise de, anılan yıl itibarı ile satışlarının da bir önceki yıla oranla arttığı, söz konusu yıldaki kâr kaybının davalının haksız rekabet teşkil ettiği iddia olunan eylemlerinden ötürü olup olmadığının dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle tespit edilmediği, tanık beyanları ile de bu hususun ispatlanamadığı, davacının kâr kaybı ile davalı eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığından davacının maddi ve manevi tazminat talebinin de uygun görülmediği, dava dilekçesinde ileri sürülen hususların TTK’nın 55, 56 ve devamı maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturmadığı, ayrıca matufiyet koşulunun da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalının ”Alo Katarakt” hattı kurmasının, SGK’lı hastaların katarakt ameliyatı ve muayenesinden fark ücreti almayacağını ilan etmesinin haksız rekabet olmadığı, davalı yetkilisinin gazetelere verdiği röportajda beyan edilen hususların bilgilendirme ve tanıtım kapsamında olduğu ve talep yaratmaya yönelik olmadığı, röportajlarda ”Otobüslerle adam taşınıyor ve katarakt ihtiyacı olmayanlar dahi ameliyat ediliyor, Katarakt ameliyatlarının yüzde sekseni gereksiz yapılıyor ” şeklinde açıklamaların yer aldığı, bu ifadeler ve röportajın bütünü dikkate alındığında röportajda yer alan diğer ifadelerin de davacıyı ve diğer hastaneleri zan altında bırakacak, onları kötüleyecek içerik taşımadığı, röportaj içeriğinde davacıya yönelik bir ifade bulunmadığı gibi davacının adının geçmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 282. maddesi uyarınca hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirebileceği, bilirkişi raporunun takdiri delil olduğu, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı, davacı iddialarının, davalı yetkilisinin röportajlarında yer alan ifadelere dayandığı, dosya kapsamı itibariyle bunların değerlendirilmesinin özel ve teknik bilgi gerektirmeyip hakimin hukuk bilgisi ile de çözümlenebilecek nitelikte olduğu, mahkemece gerekçesi de belirtilmek suretiyle bilirkişi raporlarının aksi yönünde davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Kararın Sonucuna ve Tam Künye Bilgilerine Erişin
Kararın sonucunu görmek, tam künye bilgileriyle kopyalamak ve PDF olarak indirmek için abone olun veya bir reklam filmi izleyin...