Karar Metni
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.02.2019 tarih ve 2017/563 E- 2019/88 K. sayılı kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nce verilen 23.01.2020 tarih ve 2019/675 E- 2020/127 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili asıl davada; davacı ile dava dışı Yücesaray … Ltd. Şti. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalının da bu sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borcunun zamanında ödenmemesi üzerine Banka tarafından kat ihtarnamesi keşide edilerek borçlulara gönderildiğini, buna rağmen borcun ödenmemesi üzerine borçlulara karşı icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, davalının Konya 2. İcra Müdürlüğü’nün 2017/5173 Esas sayılı takibine yaptığı itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili birleşen davada; davacı ile dava dışı Yücesaray … Ltd. Şti. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalının da bu sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borcunun zamanında ödenmemesi üzerine Banka tarafından kat ihtarnamesi keşide edilerek borçlulara gönderildiğini, buna rağmen borcun ödenmemesi üzerine borçlulara karşı icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itirazının haksız olduğunu ileri sürerek davalının Konya 5. İcra Müdürlüğü’nün 2018/2645 Esas sayılı takibine yaptığı itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili asıl dava ve birleşen davada; her iki davaya ilişkin icra takiplerine konu kredi sözleşmelerinde davalının imzasının bulunmadığını, geçerli bir kefalet bulunmadığını, takibe dayanak gösterilen kredi genel sözleşmesinde müvekkili yönünden kefalet limitine ilişkin bir miktarın yazmadığını savunarak asıl ve birleşen davanın reddine ve davacının %20’den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; davacı ile dava dışı borçlu şirket arasında 30/12/2010 tarihinde genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının bu sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzalamış olduğu, davacının dava dışı borçlu şirket ile 2012, 2013 ve 2014 yıllarında yeni sözleşmeler imzalamış olduğu ve bu sözleşmelerde davalının kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, birleşen her iki davaya ilişkin icra takiplerine dayanak teşkil eden kredi borçlarının, davalının sorumlu olduğu 30/12/2010 tarihli sözleşmeye istinaden değil sonraki ve davalının imzasının bulunmadığı kredi sözleşmelerine ilişkin doğan borçlar olduğu anlaşıldığından, asıl ve birleşen davanın reddine, davalının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, karara karşı asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde; asıl ve birleşen dosya davalısının imzasının bulunduğu, 2010 yılında imzalanan sözleşmeye istinaden kullanılan kredilerin geri ödenerek kapatıldığı, takibe konu kredilerin 2012 ve 2014 yılında imzalanan kredi sözleşmelerine istinaden dava dışı şirkete kullandırıldığı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 17/12/2018 tarih 2017/1029 Esas, 2018/6660 Karar ve 05/02/2018 tarih 2016/15353 Esas, 2018/405 Karar sayılı ilamlarında belirtildiği gibi sonraki tarihli kredi sözleşmelerine istinaden kullandırılan kredilerden davalının sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Kararın Sonucuna ve Tam Künye Bilgilerine Erişin
Kararın sonucunu görmek, tam künye bilgileriyle kopyalamak ve PDF olarak indirmek için abone olun veya bir reklam filmi izleyin...